www.maksimum.com'dan alınmıştır.
 


ÇOCUK YUVALARI VE BEBEKLER


Dünden beri ortalık kıyamet halinde ve insanlar doğal olarak isyan ediyorlar. Aziz Nesin'in romanlarını okuyanlar bilirler; belli dönemlerde belli olaylar yaratılır ve bütün dikkatler o tarafa çekilir. Özellikle de konuyu çok sürdürmeyecek bir iki kesin suçlu vardır. Bu haberde okuduklarımız, seyrettiklerimiz yıllardır Türkiye'de ve dünyada yaşanıyor. İngiltere ve Almanya'da da bu tip bakıcı sorunları dönem dönem vardı ( TV de yeteri kadar olaylar başka boyutlara çekildiği ve defalarca sahnelendiği için, facia kelimesini kullanmayacağım) .

Ülkemizde insanların çocuk doğurmakla ilgili ne derece bilgili, bilinçli olduklarından başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Anadolu'da bu iş çok daha vahim durumda. Gerçek müslümanlığı bilmeyen, kulaktan dolma mahalle hacısından hocasından hatta okuma yazması bile olmayan dedesinden, ninesinden öğrendikleriyle yaşayan kadınımız ve erkeğimiz ' Tanrı rızkını verir', ' asla bebek aldırılamaz 've bunun gibi birçok inançla sürekli hamile kalmakta ve sonuçta sınırsız çocuk doğurmakta.

Burada bir de erkek çocuk olana kadar sürüyle çocuk doğurmaya mecbur edilen kadını koyacak bir yer bulmamız imkansız. Hala birkaç kadınla, imam nikahı ile evli olanları ve bunlardan doğan eğitimsiz, bilinçsiz ve bilgisiz sadece anne ve babasının ilerideki güvencesi olarak doğurulan çocuklar ne olacak? Bu çocukları döven kadınların evlerinde kocalarından dayak yemediklerini, ailelerinin bilmem kaçıncı kız çocuğu olmadıklarını ve ne şartlarda büyüdüklerini kim biliyor. Bulunan iki suçlu bu olayın neresinde kalacak? İşsiz kalan babanın hala kızlarının eve getirdiği parayı yediği, erkeklerin ise hala kahvede olabildiği bu toplulukta doğan çocukların, kendi kaderlerini özellikle de sokakta yaşadıkları yıllardır ortada olan bir gerçek değil mi?

Kocasını başka bir kadına kaptırmamak, evliliğini kurtarmak adına hala ikinci çocuklarını doğuran bilgili ve eğitimli sınıfından anneler yok mu?

Bitirdiği üniversiteler ve aldığı 2 yabancı dille evinin kadını olma sendromuna ailesi tarafindan zorlanarak yakalanmış, evde çocukla oturmaktan ve iyi anne olması gerektiği yolundaki çesitli baskılarla bunalan, antidepresan kullanan çağdaş ne kadar kadınımız var ?

Daha birinci çocuğuna bakamazken, para pul olduğu halde meseleyi toparlayamadan ikinci çocuğunu erkek olsun diye doğuran ve birinci çocuğunun insan haklarını ona veremeden, çocuk haklarını ikinci çocuğuna veren hiç mi şehirli aileler tanımıyoruz.

Yuvalarla ilgili yaşadığım çok şey oldu. Hatta bir süreliğine, iş sebebiyle Çatalca'da günlerimi geçirdiğimden, Aziz nesin'in çocuklar için kurduğu yeri ve oradaki çocukları tanıdım. Çoğu kez yemeklerde birlikte olduk. Ama bu konunun detaylarını anlatmak istemiyorum. Çocukluğum onun kitaplarıyla geçti. Ülkem ve yaşam hakkında ilk adımlarımı onunla attım.

Daha gerçek ve elle tutulur bir iki yaşam anlatmak istiyorum; Bundan tam 27 yıl önce, bir ilkokul arkadaşım üstüste doğmuş 2 bebekle birlikte bu yuvalardan birine sığınmak zorunda kaldı. Ve ben onun geçirdiği günlerden sonra toplu halde birşeyler yapılabileceğinden hafif ümidimi kestim. Bunun için fazla güç, fazla zaman ve çok daha farklı şartlara sahip olmak gerekiyordu. Bu arkadaşımın ailesi Istanbullu idi. Ve işin kötüsü, parasızlık değil, sorumsuzluk dizboyu olan bu ailede sadece kendi düzenini götürmek isteyen ve 2 erkek evladını büyütmek üzere programlanmış bir kadın vardı. O bebeklerden biri 1979 yılında benimle büyüdü. Öbürü daha zor şartlarda babaannede kaldı. Yıllar geçti. Hayatını düzene sokmak isteyen anne, ikinci evliliğini de yaptı. ve 2 çocuk daha doğurdu. Hem de Profesör Dr.Yavuz Berkol'un hayatındaki ilk 4.sezaryenini gerçekleştirdiği ( Yavuz, bana hergün kızdı ama olsun, güveniyordum ona ve haklı çıktım da) bir oğlan doğurarak.

Ne mi oldu? Artık kurulu bir düzenleri var. En büyük kız evlendi. Hamile. iyi bir eşi var. Daha önce kendi çapında iyi bir işi de oldu. İkinci kızımız yani benim velet geçen cuma geldi. Fıstık gibi demem lazım inanılmaz hoş bir genç kız oldu. Hayatı yaşadı. Zorlukları aştı. Şimdi bir şirkette iyi bir maaşla haftanın yedi günü çalışıyor. Açık öğretimde ikinci üniversiteyi okuyor.

Babalarıyla birlikte daha huzurlu bir ortama dünyaya gelen diğer iki bebek de büyüdü. Kitaba geçen oğlan akıllı bir delikanlı, okuyor. Kızımız pek güzel oldu evlenip, evinde oturmayı düşünüyormuş !!!!!! Liseyi bitirdi neyse.
Benim kız ne mi yapıyor? Ortalığı düzeltmeye çalışıyor. kardeşlerini takip ediyor. Ve yanındaki yamacındakilere el uzatıyor. Eminim ileride o da birkaç hayat kurtaracak. Birkaç yaşamı daha anlamlı hale getirecek.

Bir tane daha var.

Yıl 1991 Erenköy'de bir eve taşındım (şu özgürlük meselemden dolayı). Camdan bakıyordum. Bir kız geçti. uzun saçlı, uzun desenli etekli, terlikli...ama öyle bir yürüyüşü ve başını dik tutuşu vardı ki, merak ettim. Sonra bizim apartman görevlisinin kızı olduğunu öğrendim. Tutturdum, kıyamet kopardım, binanın sahibi emekli albay Emin amcayı kıramadılar ve ben kızı yanıma işe aldım.

İlkokulu ve orta okulu bir yazda dışarıdan bitirdi. Ahmet ( Kayserilioğlu Psikolog ) abimiz her zamanki gibi full yanımızdaydı. Evde meseleyi hemen toplarlayınca kreşe aldım. Çalışmakta, toparlamakta üzerine yoktu. Herşeyi zaman içinde öğrendi ve becerdi. O arada hafta sonları kursa gitti ve o dönemdeki velilerimden, arkadaşım, dostum Mükü'nün gayretleriyle bir bilgisayar firmasında işe girdi.

Kısaca son durumu vermek istiyorum. Şimdi yurt dışı seyahatlere gidiyor, toplantıları var, şirkette belli bir konumda ve herşeye rağmen Şişli gibi bir semtte yalnız yaşıyor. Dostlukları var. Okuyor, kendini geliştiriyor ve başkalarına yardım edecek duruma geliyor. Ama o bu duruma gelene kadar yaşadığı gönül kırıklıklarını ve ailesinin çirkin baskılarını, annesinin abine seni vurdururum tehditlerini ( Allahtan abisi öyle biri değildi) , evde kaldın evlenemedin, babana söyleyeceğim seni dövsün, rezil ederimlerle ve daha nelerle mücadele etti. Kahvede kimsenin yüzüne bakamıyor baban cümlesini ben yıllarca unutamadım :) Kim kimin yüzüne bakacaksa ?

Doğurmadım ama evlat işte, hayatımda en kızdığım ve köpürdüğüm hatta müdahele etmek için içimin yandığı bir dönem geçirdi kızım. Ailesinden yaşadığından çok daha ağırını yaşadı. Bizim eğitimli hatta bayağı eğitimli şehirli erkeğimiz, bu kızı sevdiği halde evlenemeyeceğini beyan etti. Neden mi? Bana sorarsanız kesinlikle eşşekliğinden. Ona sorarsanız, eli öpülecek önünde diz çökülecek kadar onurlu bir yaşam mücadelesi veren kızımın kapıcı kızı olması sebebiyle. Özellikle kapıcı yazdim. Kapıcılığı insanların dilinde farklı bir söze dönüştüren, farklı bir anlam hissettiren duyguyu anlamıyorum çünkü. Ben onun ileride çok çocuğun, çok genç kızın yaşamına el uzatacağını, çok bebeğin daha doğmadan hayatını kurtaracağını biliyorum.

Size bunun gibi daha çok gerçek hikayeler anlatabilirim. benim kendi tecrübelerimden ve başkalarını yaşadıklarından öğrendigim tek birşey var. En yakınınızdaki bir yaşamdan başlayın. Bu minik bir okyanus dalgasıdır..... genişledikçe genişler.

Ben, beni sevmeyen, daha doğrusu hayatta kimseyi kendinden daha fazla düşünme kapasitesi taşımayan bir öz anne tarafından 11 yaşına kadar bakıldım. Daha sonrasında da ruh hastası bir üvey anne tarafından elden geçirildim. Allahtan üçüncüden çok hasar almadım. Üvey babamsa ayrı bir cehalet örneği idi. 17 yaşında yalnızlığa başladım. Bütün bu yaşadıklarım bana geçirdiğim yılları ve büyüttüğüm çocukları, yaşadığım derin ilişkileri hediye etti. O dönemde biri çıkıp beni kurtarsaydı, bütün bunları yaşamazdım. Acaba böyle hissedebilir, böyle yaşayabilir, böyle gözü pek böyle cesaretli ilerleyebilirmiydim. (?) Sanmam.

Konu dışı bir örnek vermek istiyorum. Dün sevdiğim bir dostumla telefon konuşması yaparken, tartışma boyutuna varabilecek anlamsız bir anlaşmamazlık devam ediyorken, birden bana 'lafı çevirme' dedi. O anda kendime geldim. Artık lafı çevirmem gerekecek bir duyguyu hiçbir sartta taşımıyordum. Ve bana kimse lafı çevirttiremezdi. Boynumun kıldan ince olduğu tek yer vardı. Çocuklarım evet onlar için yalan söyleyebilirim, kıvırabilirim ve lafı çevirebilirim. Ama kalanı umurumda olmaktan çoktan çıkmıştı. Fazla yaşanmışlıklar mıydı sebep ?

Benim kendi acizane fikrim ilk yapılacak hareketin; kadınlarımıza ve de erkeklerimize ilk yardımın, kendi dinlerini okuyup, anlayabilecekleri ve gerçekten çağa uygun yorumlayabilecekleri bir açıklık getirilmesi olduğunu düşünüyorum. Korkular, insan ayırımları ve şartlanmalar onun yaşamla bağını yok ederken, kendi hiçbir şekilde büyüyemiyor, gelişemiyor hatta nefes alamıyorken, rızkı gelecek diye Allah korkusu ile doğurdugu bebeklerle ne yapacak?

Diyelim okudular üniversiteler bitirdiler; eğer çevre ona kadın ve anne olması ile ilgili çürümüş kendi yaşamlarını da çürütmüş fikirlerini aşılamaya, hatta bu konuda baskı ve vicdan sömürüsü yapmaya devam ederse ne olacak?

Hala kocasının annesinden kopamadığı için çocuğuna istedigi gibi bakamayan binlerce anne var.
Hala kendi annesinden para aldığı için, kendi annesinin yanlış eğitimine ses çıkaramayan anneler var.
Hala kendi korkuları yüzünden dayak yiyen çocuğuna ses çıkaramayan anneler şehrin göbeğinde yaşıyor.
Hala astımlı çocuğunun yanında siğara içen, onu pusetiyle lokantalara özellikle de kalabalık alışveriş merkezlerine götüren anneler var.

Bu insanlar kötü mü hayır, bilgisiz mi? Hayır. Yaşamı yeniden gözden geçiremeyecek kadar genç, tecrübesiz ve sevgiyi tanıyamadan, doğruluğunu araştıramadan yaşamaya çalışıyorlar....

Bugün, hemen yanıbaşınızdaki yaşamlara, oturduğunuz evin en alt katına, çiçek aldığınız çingenenin çocuğuna ve sokakta birseyler satanların en küçüklerine bakın. Mutlaka tanıdık bir çift gözle karşılacaksınız. O sizindir. Onu kendi şartlarında, kendi yaşam çizgisinde kabul ederek ve yaşayacaklarına saygı göstererek bir elinden yavasça tutun, sizinle gelecektir. Bu gelen sadece onun duygusu bile olsa aranızda bir dostluk gelişecek, yıllar içinde ona birşeyler kattığınızı göreceksiniz.

Bağdat caddesinde bir yaşında iken tanıdığım çingene oğlum Selçuk, yıllarca geldi. Gitti. Birgün yolda karşılaştık askere gidiyorum dedi. Artık kendi geçindiği için öğle yemeklerine uğramıyor ama o da baba oldu.
Ve yine yollarımız keşişti. Yakında bebek için gelir...


MUTLULUK YANIBAŞINIZDA GÖRMEDİĞİNİZ KADAR YAKININIZDA SÖZÜNÜN SADECE AŞKLAR ve SEVGİLER İÇİN SÖYLENMEDİĞİNE EMİNİM. SİZİNDE KENDİ DÜNYANIZA ALACAĞINIZ ve YAŞAMINIZA ANLAM KATACAĞINIZ BİR MİNİK KALP, HEMEN BURALARDA OLABİLİR.

Sevgilerimle,


 


© 2005 www.aylaozaygen.com